top of page

Bu Dünya’dan bir Şennur geçti!

  • 1 Kas 2016
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 10 May

Ben kelimelerle, hatırladığım kadarıyla 10 yaşımdan beri uğraşır dururum. Okurum, yazarım ama hâlâ hayatın ne kadarının okunması-yaşanması, ne kadarının yazılması-anlatılması gerektiğini bilemem. Eş dost arkadaşla paylaştığım yazılar sonrası şiirlerim Milliyet Sanat Dergisi, Cumhuriyet Kitap Eki derken 1984 yılında bir antoloji altında yayımlandığında, keyfime ve geleceğe olan güvenime diyecek yoktu. Ama hemen o tarihlerde âşık oldum. Ve neredeyse sadece onun için yazmaya başladım. Çünkü O, zarifti, narindi, inceydi ve tüm bunlar sadece uzuvlarına değil, tüm karakterine damga vurmuştu. Bilenler bilir, bilmeyenler abartı sanmasın; O, her şeyiyle bir zarafet timsaliydi. Gel de yazma!


Ama işte yaşam gailesi, çoluk çocuğa karışma, hayatı kazanma çabası, şairce-yazarca yaşayamama, artık her ne derseniz deyin, yazmaktan gayrı düştüm. Yılda şöyle 3-5 sağlam şiir çıksa, öp başına koy! Bu ortamda yerli yersiz arada sırada yazıveriyorum; beğeneni var, beğenmeyeni var. Lakin öyle bir taş oturdu ki yüreğime, yazsam olmuyor, yazmasam olmaz. Eşe dosta arkadaşa garip kaçmasın, edilen laflar boşlukta kalmasın diye yazıyorum.


Bir hafta önce, hayatımın can İnci’sini, ebedi aşkımı, can yoldaşımı, sırdaşımı, çocuklarımın anası, doğmamış torunlarımın babaannesi ve anneannesini sonsuzluğa uğurladım ben! O arkadaşlarının hayat veren neşe kaynağı, dostlarının gönül kapısı, akrabalarının ve akrabalarımın da gözdesiydi ama gönülsüzce sonsuzluğa yürüdü. Bu vesileyle, hastanede, camide, kabristanda O’nu ve bizi yalnız bırakmayan, telefonla, mesajla ulaşarak ya da bizzat eve gelerek taziyesini bildiren ve bu ortamlarda yazarak acısı ve üzüntüsünü paylaşan herkese ailem adına teşekkür ederim. 


O, her şeyden önce insandı ama herkese, her olumsuzluğa karşı makul kalabilme yetisine sahip eşi benzeri zor bulunur bir kişilikti. O sevdi mi, insanlara her şeyini verirdi ve hiçbir karşılık da beklemezdi. Herkesin derdine koşar, acılarını paylaşır, mutluluklarında baş aktris olurdu. Kimseye ama hiç kimseye yük olmadığı gibi, çok da yük taşıdı. 


Hastalığının adını anmayacağım ama benim Şennur’um, tabii ki de Türkiye istatistiği olmayan, Avustralya’da 4,6 milyonda bir, ABD’de 5,1 milyonda, Dünya genelinde ise 7,2 milyonda bir rastlanan ve tedavisi olmayan bir hastalığın pençesine düştü. Düşmekle kalmadı; duyarsız insanlar, çok az şey bilen ve sorularınıza yanıt veremeyen “uzmanlar”dan müteşekkil kırık dökük bir sistemin de içine yuvarlandı. Ama biz yılmadık, savaştık ve önce minimumları, sonra medyanları, sonra da maksimumları gerimizde bıraktık. Ama o narin bedenin dayanabileceği güç, bir yerde bizi artık yüzüstü bıraktı. Her şeye rağmen, öyle acılar içinde kıvranmadığını, çile çekmediğini hepinizle paylaşmam gerekiyor zira asla kötü niyetli olmadan “kurtuldu” ibaresini kullanmayı deneyen eş dost arkadaşların üzerindeki çentiğin kalkmasını diliyorum. 


Ben O’nu, daha bu hastalığın O’nu benden alacağını öğrendiğim günden beri özlemeye başladım. Uyur uyanık öptüm kokladım bağrıma bastım. Ama en çok geceleri uyurken seyrettim onu, uykudan bitap düşene kadar seyrettim. Birçoğunuz gibi ben de çok sevdim, canımın acısına kattım, sevdim… Siz de artık biliyorsunuz ki, “Bu Dünya’dan bir Şennur geçti”!






 
 
 

Yorumlar


bottom of page