top of page

Anayurt

29 Ağu 2025
1 dakikada okunur

Her mücadele, tarafların sayıca ya da kuvvet olarak birbirlerine olan üstünlüğüne bağlı olduğu kadar, herhangi bir tarafın motivasyonu veya inanç tabiriyle, imanına da bağlıdır.

26 Ağustos 1071’de Malazgirt Savaşı yaşandı. Tarihe, kifayetsiz bir muhteris olarak geçen Bizans İmparatoru Romen Diyojen’in yaklaşık 200.000 kişilik ordusu ile kendisini Selçuklu Hükümdarı olarak adlandıran Alparslan komutasındaki yaklaşık 50.000 kişilik ordu, günümüzün Muş İlinin Malazgirt Ovasında karşı karşıya geldi. Sonuç malum!

Herkes sanır ki, 1453’te İstanbul fethedildiğinde Anadolu artık bir Türk yurdu olmuştur! Oysa gerçek öyle değildir; birçok yer bilahare fethedilmiştir. Örneğin, Doğu Roma İmparatorluğunun Anadolu’daki en uzak merkezi olan Trabzon’daki Komnenos Krallığı, İstanbul’un fethinden 8 yıl sonra, yine bizzat Fatih Sultan Mehmet komutasındaki ordu tarafından 1461 yılında fethedilmiştir.

Uzatmayalım, akabinde ve detayında, koskoca Osmanlı İmparatorluğu önce duraklama, ardından gerileme devrine girmiş ve yüzyıllarca buna hiçbir çare bulunamamıştır. Neticede ise, başta İstanbul ve İzmir olmak üzere, neredeyse tüm yurt, yabancı ülkelerin işgaline uğramış ve Anadolu’daki 500 yıllık Türk Varlığı kaybolmak tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.

Sonrasında ise, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da doğan ışık tüm yurt sathına yayılmış, aynı Malazgirt’te olduğu gibi, Malazgirt’ten 851 yıl sonra yine bir 26 Ağustos sabahı başlayan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, 30 Ağustos’ta Türk Ordusunun zaferiyle sonuçlanmış, kaçan düşmanı kovalayan Türk Ordusu, dillere pelesenk olan tabirle “Yunan’ı İzmir’de denize dökmüştür”! 

Ne mutlu o askerlere ne mutlu o komutanlara ne mutlu o büyük ve muzaffer komutana!

26 Ağustoslar hepimizin ama herkesin 26 Ağustos’u kendine…

“…

“Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalar,

ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak,

Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.”

Nâzım Hikmet

 
 
 

Yorumlar


bottom of page